RUSYADAYIZ.biz

RUSYA-TÜRKİYE Forumları
 SSS •  Ara •  Kayıt •  Giriş 
Zaman: Cum Eyl 10, 2010 4:39 am

Tüm zamanlar UTC + 3 saat




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 11 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Ülkücülerden zırvalamalar!
MesajGönderilme zamanı: Sal Eyl 16, 2008 1:14 pm 
Çevrimdışı
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Sal Nis 01, 2008 5:15 pm
Mesajlar: 206
Ülkücülerin Nazilerle, ASALA ile ve masonlarla ilişkileri
GERÇEK MİLLİYETCİLER BUNU YAPMAZ !
Ülkücülerden zırvalamalar!
Kökü dışarıda olan yabancı ideolojilerin en büyük düşmanı olan ülkücüler (!) solcuları daima yabancı ideolojileri savunmakla suçlamıştır. 80 öncesi solcuları, milliyetsizlik ve maneviyatsızlıkla suçlamaktan başka hiçbir şey bilmeyen ülkücüler, bu huylarını 80 sonrası da devam ettirmektedir.

Buna en iyi örnek ise Türk Ocakları Başkanı eski MHP’li Nuri Gürgür’dür. Gürgür, bundan bir sene önce verdiği röportajda, “Ulusalcılar, milli kültür ve tarihten kopuktur” demişti.

Bak sen şu Nuri’nin işine... Milliyetçilik ile ulusalcılığı ayıran Nuri, ulusalcıları antidemokratik yöntemlerle iktidara gelmekle suçluyor. Kendileri sanki 80 öncesi çok demokratmış gibi!.. Solcuları milli kültür ve tarihten uzak olmakla suçlayan Nuri, bakınız 80 öncesi neler yumurtlamış. 28 Aralık 1970 tarihli Devlet gazetesindeki bir yazısında şöyle diyor:

“Türk milliyetçileri materyalist ‘Devrimcilerin’ asla ulaşamayacakları içtimai derinliği hedef olarak alan gerçek anlamda inkılapçılardır. Milli inkılapın başarılması halinde Türk cemiyeti büyük bir medeniyet sıçraması gerçekleştirecektir.”

Böylece Gürgür 1923 yılında kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin Milli inkılabını görmezlikten gelmiştir. Ama Nuri bunu, milli kültür ve tarihten kopuk olduğu için değil, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı olduğu için yazmıştır. Her zaman olduğu gibi Cumhuriyet düşmanları bize milliyetçilik dersi vermeye çalışıyor.

Solcuları antidemokrat olmakla suçlayan ülkücülerin, 22 Mart 1971 tarihli Devlet gazetesine “Komünizm eziliyor” manşetini attıklarını hatırlatmak isteriz. Aynı şekilde, Galip Erdem’in 7 Ağustos 1972 tarihli Devlet gazetesinde “Türk milliyetçileri, 12 Mart muhtırasını ve sıkıyönetim uygulamasının milletimizi büyük bir felaketten kurtardığına inanmakla, Türk Silahlı kuvvetlerine teşekkür etmektedir.” diye yazdığını belki MHP’liler unutmuş olabilir, ama biz unutmadık.

Atatürk dönemi inkılaplarını küçümsemek her ülkücünün yaptığı şeydir. Örneğin 3 Nisan 1978 tarihli Hasret adlı gazetede Naci Bostan şöyle yazmıştır: “Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından emperyalizmin ülkemize yeniden girmesine kadar olan devre bir arayış ve bocalama devresidir. Arayışın milli ölçülere göre yapılmadığı ve işbirlikçi zümrenin hazır bekleyişi, kapıda bekleyen emperyalizmin girişini kolaylaştırmıştır” diyerek Cumhuriyet dönemi inkılapların milli olmadığını bu nedenle emperyalizmin girişine imkan sağladığını iddia etmiştir. Ne diyelim, pes doğrusu...

Partinin isim ve ambleminin değiştiği o büyük kurultayı Muzaffer Özdağ şöyle anlatıyor: “…bu kurultayda İsmail Hakkı Yılanlıoğlu gibi bazı partililer, parti programından Atatürkçülükle ilgili maddelerin kaldırılmasını istediler” demiştir. Bu bile MHP’nin ne kadar Atatürkçü olduğunun bir göstergesidir.

Yine sözde kapitalizme ve komünizme alternatif geliştirdikleri “Üçüncü Yol”u Ahmet Er, 1969’da “Muhammedi Nizam” olarak sunarak, Atatürk’ün devletçi ekonomi modeli, dini bir kavramla süslenerek görmezlikten gelinmiştir.

Emperyalizme karşı mücadele verdiklerini iddia eden MHP, solcuların rejimi yıkıp yerine komünist devlet kuracaklarını söyleyerek haklı olduklarını iddia etmekteydi. Oysa, Türk milliyetçiliği esasına kurulmuş bir devletin yerine “Türk-İslam Medeniyeti” kuracaklarını söylemekten de geri durmuyorlardı. Türkeş’in, “Türk-İslam Medeniyeti” kuracağız sözleri 22 Eylül 1969 tarihli Devlet gazetesine bile konu olmuştu.

Ama, halktan aldıkları destek az olunca, “Türk-İslam Medeniyeti” yerine Erbakan ve Demirel ile MC hükümeti kurmaktan da geri durmadılar. Anlaşılan Erbakan ve Demirel de Türk-İslam medeniyeti kurmak istiyordu!

Ülkücü terör

Türkiye’de terör ortamı yaratan MHP işe Komando kampları kurarak başlamıştır. Antikomünist sokak gücü kuran MHP, Komando kamplarında yetiştirdiği ülkücü teröristleri sokaklara salarak terör estiriyor Türkeş ise bu terörü açıkça savunuyordu: “Gençlerin elinde tabanca olabilir. Biz silah sevgisine sahip bir milletiz. Hangimizde silah yok ki? Ülkücü, ihtiyaç duyarsa milli silahını kullanır.”

Sonrasında ise bu silahların yurtdışından geldiği tespit edildi. Yani kökü dışarıdaki silahlar ile terör estirdiler, ortada iddia edildiği gibi milli bir silah da yoktur.

Silahlı eylemlere Ülkü Ocakları’nın üst düzey yöneticileri de birebir karışmıştır. 57. hükümetin MHP İçel milletvekili Ali Güngör, meclisteki bir konuşmasında Ecevit’i vatan hainlerini af etmekle suçluyordu. Oysa Ali Güngör 80 öncesi, Dr. Necdet Güçlü cinayeti sanıklarındandı ve 1974’te Ecevit’in çıkarmış olduğu af ile cezaevinden çıkmıştır. Sonrasında ise MHP Gençlik Kolları Başkanlığına getirilmiştir. Cinayetin diğer bir sanığı ise, Ülkü Ocakları eski başkanı İbrahim Doğan’dır. Nail Karaçam’ı öldürme ve iki adamını yaralama kastıyla yargılanan Ülkü Ocakları eski Başkanı Sami Bal, mahkum olmuştur. O da 74 affı ile çıkmıştır.

Savcı Doğan Öz, cinayetinde ise yine ülkücülerin parmağı vardı. Cinayet sanıklarından İbrahim Çiftçi, mahkemede “Küfür düzeninin hiçbir kurumu ülkücü gençliği cezalandıramaz.” diyerek Türkiye devletini ve Türk mahkemelerini küfür düzeni olarak niteliyordu.

Bu sözler bile ülkücülerin hangi zihniyetle yetiştirildiğinin bir göstergesidir. Sözde “Milliyetçi Türkiye” kurma sevdasında olan bir gencin sözleri bunlar. Onlar Türk öldürdükçe Milliyetçi Türkiye kuruluyordu! Sözde vatanseverlerimizin Türk milliyetçiliği anlayışı budur işte.

NATO’cu ülkücüler

“Türkiye, NATO üyesi bir devlettir. Bugün için Türkiye’ye dışarıdan kaba kuvvet kullanarak girmek mümkün değildir. Ama içerden komünizmi ele alarak bir komünist iktidar getirildiği takdirde Varşova Paktı’na katılabilir, kapıların kilidini açabilir. Oynanan oyun budur.” (Dokuz Işık, Hamle, s:505)

Bu yazılar kime mi ait? Türkeş’e.

Şimdi anladınız mı sözde Türk-İslam medeniyeti, milliyetçi Türkiye kurma sevdasında olanların derdini? Amaç NATO’dan çıkıp, Varşova paktına girmemekmiş. Bunun için ne yapacaksın? Komünist öldüreceksin. Sen öldüreceksin ki sözde milliyetçi Türkiye kurulsun, Türkiye NATO’dan çıkmasın!

Komando kampları da zaten komünizm tehlikesi altındaki tüm NATO ülkelerinde kurulmuştur! Kontrgerillanın Türkiye’de komando kampı kurması da tesadüf değildir. Bu kampı kurup, ülkücü terörist yetiştirenlerin de kimlere hizmet ettiği çok açıktır. Bu bile, sözde Türk milliyetçilerinin Amerikan milliyetçiliği yaptığını çok açık ve net göstergesidir.

Nazi ülkücüler

MHP’nin kurmuş olduğu kamplardan biri de Bayrak’a aittir. Bu kamplarda karate eğitimi veren ve 12 Eylül’de tek tutuklanmayan üyesi Sancak Tül’ün sahibi MHP Genel Yönetim kurulu üyesi Murat Bayrak’ın CIA ajanı Paul Henze ve Frank Terpil ile bağlantıları mevcuttu. Soruyoruz bunlar da mı tesadüftür?

Yine şu tesadüfe bakın ki Murat Bayrak’ın haşhaş konusundaki açıklamaları da Türkeş’e benzemektedir. Bakın Murat Bayrak ne demiş: “Hükümetin haşhaş meselesini istismar ederek, maksatlı ve tahrik edici bir üslupla, eşine ender rastlanır bir mesuliyetsizlik hissi içinde, Türkiye’yi büyük ve hakiki dostu ve müttefiki olan ABD’den koparmak peşindedir.”

Türkeş de aynı şeyleri söylemiyor muydu? Bakın, Amerikan milliyetçiliği nasıl olur görün işte.

Peki, kimdir bu Murat Bayrak? Murat Bayrak, Yugoslav göçmenidir. Naziler Makedonya’yı işgal edince Naziler ile işbirliği yapmıştır. Türkiye’de ilk önce AP milletvekilliği sonrasında ise MHP Merkez Kurul yönetim üyeliği yapmıştır. Murat Bayrak’ın Nazi işbirlikçisi olması düşündürücüdür. Eğer hatırlanırsa, ülkücü camianın önde gelen isimlerinden Oral Çelik: “Ülkücü gençleri Nazi subayları eğitmiştir” demişti. Nazi işbirlikçisi Murat Bayrak da kendine ait arsada Komando kampı kuruyor, şu tesadüfe bakın siz.

Şu tesadüfe bakın ki, 80 öncesi MHP’nin Federal Almanya’da Hitler Nazizmi’ni hortlatmak üzere kurulmuş faşist nitelikli bir parti olan NPD yakın ilişkiler kurmuştu. Alman Nationalistche Partie Deutschland’a mektup yazan Türkeş, mektubunda şunu yazmıştır:

“...MHP Almanya yürütme kurulu Başkanlığı’nın Kemten, Berlin, Hannover, Köln, Münih ve Stutgard otonom seksiyonlarındaki faaliyetlerin hızlandırılması gerekmektedir. Adı geçen kent ve yörelerde, örgütlenme çalışmalarına ağırlık verilerek, öngörülen sonuçlar elde edilebilmesi için NPD ile partimiz arasında kurulan işbirliğinden tecrübe ve yöntemlerden Genel Merkez’ce gönderilen talimatlara istinaden yararlanılmalıdır.” (Uğur Mumcu, um:ag, 12, s: 268, Cumhuriyet, 30 Mayıs 1979)

Mektupta özetle; MHP ile NDP arasında işbirliği yapıldığı, MHP’nin, NDP’nin tecrübe ve yöntemlerinden yaralanmak iştenildiği yazılmıştır. Bizi ilgilendiren konu şudur. MHP, neden Nazi taraftarı bir parti ile işbirliği yapma ihtiyacı duyar?

Yine şu tesadüfe bakın ki, Papa’ya suikast düzenleyen Ağca’ya silah sağlayan kişi de eski bir Nazi olan Hortz Grilmayer’dir. Host Grilmayer ile bağlantı kuran ise Oral Çelik’tir. Silahı satın alan ise ÜGD Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Çatlı’dır.

1978 yılında, yedi TİP’li gencin öldürülmesi olayı, Ülkücü Gençlik Derneği Genel Başkanı Yardımcısı Abdullah Çatlı önderliğindeki ülkücüler, tarafından gerçekleştirilmişti. Olay yerindeki araba da MHP Gençlik Kolları Başkanı Mustafa Mit’e aitti. Baştan beri dediğimiz gibi Cinayetlerde her zaman MHP’nin yan kuruluşları üst düzey yöneticileri birebir işin içinde olmuştur.

MHP-ASALA bağlantısı

Bir başka tesadüf ise sözde vatanseverimiz Çatlı ile ilgili: “9 Eylül 1982’de uluslararası terörist, eski Nazi Stephano Dele Chiae tarafından Amerika’ya götürüldü. Amerika’ya girmeden önce Dünya Faşist partilerini bir araya getiren Dünya Anti Komünistler Birliği (WACL) toplantısına katılan Çatlı, Bekir Çelenk ve Henry Arslanyan’ın isteğiyle onların da bulunduğu Bolivya’ya götürüldü.” (Suat Parlar, Kirli İşler İmparatorluğu, s:156)

Çatlı’nın gizli servis üyeleri ile belirli toplantılara katılması normal midir? Değildir. Bu bile sözde Türk milliyetçilerin, kimlerle ilişkisi olduğunu çok iyi göstermektedir. Burada ismi geçen Henry Arslanyan’ın ASALA finansörü olduğunu hatırlatırsak ortada vahim bir durum olduğunu anlaşılmıştır artık! ASALA ile sözde mücadele eden vatanseverlerimiz, ASALA finansörleriyle iş yapıyor.

Ağca-Çatlı-Çelik’in Almanya’da barınmasını sağlayan ülkücü Musa Serdar Çelebi’dir. MHP’nin yurt dışı örgütlenmesini sağlayan kişidir. MHP’nin Almanya Başmüfettişi ve Hergün gazetesi genel yayın yönetmeni Enver Altaylı eski bir MİT ajanıdır. MHP’nin Avrupa’da örgütlenmesini artırmak için Avrupa’ya geçmiştir. Yazdığı mektuplarla Türkeş’i bilgilendirmeye çalışmıştır. Türkeş’e göndermiş olduğu bir mektupta Ruzi Nazar ile yapmış olduğu görüşme sonrasındaki gelişmeleri yazmıştır. 24 Haziran 1976 günlü mektubunda ise Federal Alman İstihbaratından Dr. Kannapin ile ilişkilerini yazmıştır.

Sözde Türk Milliyetçisi Enver Altaylı kökü dışarıda olan Alman istihbaratından Dr. Kannapin ile ilişki kurmuştur. Yine sözde milliyetçi Murat Bayrak da CIA ajanı Frank Terpil ile silah kaçakçılığı yapmıştır. Enver Altaylı’nın CIA ajanı Ruzi Nazar ile bağlantıları mevcuttu, tıpkı Türkeş’in Ruzi Nazar’la bağlantısı olduğu gibi.

Peki, kimdir bu Ruzi Nazar? Özbek kökenli eski Sovyet subayıdır. İkinci Dünya savaşı sırasında Nazilere katılan Ruzi Nazar, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Naziler yenilince CIA’ya Alman İstihbaratı Başkanı Gehlen ile birlikte katılır. 1960 ile 1971 arasında Türkiye’de Amerikan elçiliğinde CIA görevlisi olarak çalışmıştır. 1971 yılında ise ABD’nin Bonn Büyükelçiliğinde müsteşar olarak atanmıştır. Dikkat edilirse MHP’nin yolu hep Nazilerle daha önce çalışmış kişilerle kesişiyor. Yine milliyetçi vatanseverlerimiz, kökü dışarıda olan CIA ajanları ile ilişkilerini, kökü dışarıda olmalarına rağmen bozmamıştırlar!

Ülkücü Murat Bayrak’ın diğer ülkücülerin CIA ajanı Ruzi Nazar ile nasıl bağlantısı mevcut ise onunla da bağlantısı mevcuttu. Sonrasında ise Enver Altaylı ile de bağlantısı olduğu ortaya çıkmıştı. Ülkücülerimizin yalnız CIA ajanları ile değil, P2 Mason locası ile de bağlantısı vardı. P2 Mason locası Başkanı Licio Gelli, “İtilyan gladyocularla Türk ülkücüler CIA’nın güdümünde çalıştılar.” demişti.

MHP’nin Almanya’da örgütlenmesine çalışan Bekir Çelenk de, Henry Arslanyan ile silah kaçakçılığı yapıyordu. Ne tesadüftür ki, Henry Arslanyan Banker Calvi’nin de yakın dostuydu. Banker Calvi’nin ise P2 mason locası şefi Gelli ile yakınlığı vardı. ASALA finansörü Henry Arslanyan ile ilişkisi bulunan MHP’li Bekir Çelenk’in Papa’yı vurmak için Ağca’ya 3 milyon mark önerdiği bilinmektedir. Hiç kuşkusuz ki, Papa’ya suikastte, P2 Mason locası ve gizli servislerin bağlantısı vardı. Ülkücüler de bu işte maşa olarak kullanılmıştı. Bunlar da bize, sözde milliyetçilerimizin kökü dışarıda gizli servislere ve örgütlere çalıştığını gösteriyor.

Türkeş de Bahçeli de AB’ciydi

Alparslan Türkeş’in ölümü ile başlayan süreç Devlet Bahçeli’nin MHP’nin yeni lideri olmasıyla sonuçlanmıştı. Bahçeli’nin getirmiş olduğu açılımı, MHP’de yeni dönem başlıyor şeklinde niteleyen basın her zamanki gibi yanılmıştı. MHP’de değişen bir şey yoktu. MHP, Türk-İslam sentezinden tavizsiz yoluna devam ediyordu. Bunu Bahçeli’nin yaklaşık 10 yıla yakın liderliğinde gördük.

1999 yılında yapılan genel seçimlerde MHP’nin hükümet ortağı olmasıyla başlayan süreçte MHP’nin değişip değişmediği belli olmuştu. Özellikle o dönemde başlayan AB’ye girme çalışmalarında MHP, AB’ye karşıymış gibi görünse de AB’ye girilmesi gerektiğini savunuyordu.

1999 yılı sonundaki Helsinki Kararları’nın altında MHP’nin de imzası vardır. Kaldı ki MHP’nin, 5 Kasım 2000 tarihinde yapmış olduğu 6. Olağan Kurultayında Bahçeli: “Üyeliğimizin, AB üyesi ülkelerce tartışılması ve hatta eleştirilmesini meşru görüp, milletimizi böyle bir haktan mahrum bırakmaya çalışmak, çelişki ve yanlışı oluşturmaktadır.” diyordu.

AB’ye giriş konusunda Bahçeli’yi eleştirenler, Türkeş’in 80 öncesi AET hakkındaki görüşlerini gündeme getirerek Bahçeli’yi eleştirmeye çalışmıştır. Oysa Türkeş, 80 sonrası açıklamalarında AB için olumlu konuşmalar yapıyordu. Değişen Bahçeli değildir, aslında bir değişim de söz konusu değildir.

80 öncesi tüm siyasi liderler AET’ye karşıydılar. Avrupa’nın kendi oluşturmuş olduğu ekonomik topluluğu, Türkiye’yi sömürmekten başka hiçbir şeye yaramayacağını söyleyenlerin hepsi 80 sonrası AB’ci olmuştur.

Sözde milliyetçi takılanların milliyetçilikten de ne anladıkları, nasıl bir milliyetçilik anlayışına sahip oldukları ortaya çıkmıştır haliyle. Tabii MHP’nin de sözde milliyetçiliği ortaya çıkmıştır.

Hükümet ortağı olduğu dönemlerde 15 günde 15 uyum yasası ve Tahkim Kanunu’nu imzalamakla MHP’nin yine ne kadar milliyetçi olduğu görülmüştür. Telekom’un özelleştirilmesi için gösterdikleri gayret de düşündürücüdür

_________________
KONTROLSÜZ GÜÇ GÜÇ DEĞİLDİR!
KONTROLÜ GÜÇ,GİZLİ KUWET :)


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Ülkücülerden zırvalamalar!
MesajGönderilme zamanı: Pzt Mar 30, 2009 1:17 am 
Çevrimdışı
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Sal Ara 09, 2008 4:28 pm
Mesajlar: 200
Konum: Moskova
ülkücülerinde boyası çıktı zaten, yıllarca insanları korkutarak,haraç alarak,kavga ederek var oluş mücadelesi verdiler,hatta bir ara kılık kıyafet yasası bile çıkardılar kendi içlerinde bozulan imajlarını düzeltmek için ama nafile.

_________________
CEHALET MUTLULUKSA BİLGİ CEZADIR


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Ülkücülerden zırvalamalar!
MesajGönderilme zamanı: Cmt Kas 14, 2009 9:21 pm 
Çevrimdışı
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Sal Nis 01, 2008 5:15 pm
Mesajlar: 206
yaaa

_________________
KONTROLSÜZ GÜÇ GÜÇ DEĞİLDİR!
KONTROLÜ GÜÇ,GİZLİ KUWET :)


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Ülkücülerden zırvalamalar!
MesajGönderilme zamanı: Cmt Tem 03, 2010 12:39 pm 
Çevrimdışı
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye

Kayıt: Sal Nis 21, 2009 8:40 am
Mesajlar: 132
MEHMET BAKİ
Sayı: 770/ Tarih : 07-09-2009
12 Eylül darbesi, sanat ve edebiyatın birçok dalında önemli eserlere kaynaklık etti. Darbe mağduru solcular, yaşadığı acıları ve işkenceleri romanlara, şiirlere, belgesellere, hatıratlara ve filmlere yansıttı. Peki, ülkücüler neden bunu yapamadı?


12 Eylül darbesi ile sadece demokrasi askıya alınmadı. Aynı zamanda toplumsal hayat da yeniden dizayn edildi. Nitekim, o güne kadar sokaklarda birbirine kurşun sıkan ülkücü ve solcular, darbeden sonra aynı koğuşu paylaştı, aynı işkencelere maruz kaldı ve aynı idam sehpasına çıktı. Hem ‘halk için’ devrim peşinde koşanlar hem de ‘millet adına’ ülkesine sahip çıkanlar, yürekleri burkan bir hikâyenin finalinde benzer acıları yaşadı.

Gencecik yaşta idam edilenler, yıllarca cezaevinde yatanlar, insanlık dışı işkencelere maruz kalanlar, sokaklardaki kavga ve çatışmalarda hayatını kaybedenler, sakat kalanlar ve bütün bunlara katlanan anne babalar… Kısacası darbe, hem ülkücülerden hem de devrimcilerden yitik bir kuşak bıraktı geriye. Ancak, 12 Eylül sadece solculara yönelik bir darbe gibi algılanır hep. Zaten sol camia, darbe mağduru olarak sadece kendilerini gösterir. Onlara göre en çok devrimciler mağdur oldu. Bu algının oluşmasında sol kesimin yaptığı propaganda, ürettiği yayınlar ve edebi eserler önemli bir yer tutar. Onlar, uğradıkları işkenceleri şiire, sanata, romana ve filmlere döktü.

Aslında darbe, sol camianın ne kadar çok ‘okuyan ve yazan bir kesim’ olduğunu da gösterdi. Bugün hangi kitapçıya gitseniz raflarda mutlaka bir 12 Eylül romanı ya da hatıratı vardır. Üstelik sadece cezaevine girip işkence gören solcular değil, darbe mağduru sayılmayacak ünlü isimler de yazdı. Adalet Ağaolu, Ahmet Altan, Metin Celal, Ayşegül Devecioğlu, Ayla Kutlu ve daha onlarca ismi sayabiliriz. Hatta bazılarının iki, üç romanı mevcut. Darbenin hışmına uğrayanların kaleminden çıkan kitaplar da hayli fazla. Hatırat şeklinde yazdıkları bu kitaplarda cezaevlerinde gördükleri işkenceleri ve devrim uğruna katlandıkları sıkıntıları anlatıyorlar. Piyasada bu türden o kadar çok kitap var ki, cezaevine giren her solcu bir kitap yazmış sanki. Örneğin bugün 78 kuşağının önemli isimlerinden Celalettin Can ve Ruşen Sümbüloğlu, sadece kitap yazmakla kalmadılar, yıllardır mağdur solcuları örgütleyip darbecilerin yargılanması için kamuoyunda gündem oluşturmaya da çalışıyorlar.

Sol kesimin 12 Eylül üzerine yazdıkları sadece roman ve anı ile sınırlı değil şüphesiz. Sanat ve edebiyatın her dalında görmek mümkün darbe ile ilgili yazı ve eserleri. Kitap, dergi, tiyatro, anma programları, paneller, mitingler ve belgesellerle hem yaşadıklarını canlı tuttular hafızalarda hem de yeni nesle acılarını anlattılar. Nitekim son yıllarda 12 Eylül’ü anlatan sinema filmleri de popüler hâle geldi. Önce Babam ve Oğlum, ardından Eve Dönüş, Beynelmilel ve Zincirbozan. Bu filmler darbenin sebep olduğu acıklı hayat öykülerini beyaz perdeye taşıdı. Aslında sinemada 12 Eylül’ü anlatan ilk film 1986’da çekilen ‘Sen Türkülerini Söyle’. Kadir İnanır’ın başrolünü oynadığı filmde darbeden sonraki toplumsal kırılmalar işleniyor.

12 Eylül’le sürekli hesaplaşmaları solcuları üreten bireyler olarak ön plana çıkardı. Nitekim birçok isim darbe sayesinde ünlendi. O dönemde verdikleri mücadele sonradan kendi camiaları içinde onları âdeta efsaneleştirdi. Çünkü darbenin kendilerini ne kadar çok mağdur ettiğini göstermek için romanlar, şiirler, anılar yazdılar, belgesel ve filmler çektiler. Peki, ülkücüler ya da sağcılar neden bunu yapamadı? Onlar da aynı acıları yaşadı, benzer işkenceleri gördü. Neden sol kesim gibi yaşadıklarını topluma anlatamadılar? Mamak’ta 7 yıl kalan Muhsin Yazıcıoğlu’nun ‘güneşimi kapatmayın, Beton çok soğuk, üşüyorum’ diye biten şiiri bile yazıldığından 25 yıl sonra ölümüyle birlikte kamuoyuna taşındı.

Prof. Dr. Naci Bostancı, ülkücü camianın 12 Eylül mağdurlarından. Ankara Siyasal’ı bitirdikten sonra hakkında arama kararı olduğunu öğrendi. 18 Mart’ta tutuklandı. Bir yıl Mamak Cezaevi’nde yattı. Delil olarak milliyetçi bir dergideki yazısı gösteriliyordu. Yazıda çocukların reklamlarda kullanılmasını eleştiriyor ve bunun kirli bir düzen olduğunu söylüyordu. Bu yazıdan dolayı ‘düzeni değiştirmeye teşebbüs’ten yargılandı. Daha sonra beraat etti. Ancak Mamak’ın ünlü işkence yeri olarak bilinen ‘Kafes’te kötü muamele ve dayağa maruz kaldı. Onu en çok üzen ise her dayaktan sonra askerlere ‘Sağol komutanım!’ demek zorunda kalmasıydı. Ülkücü camiada 12 Eylül romanı yazan nadir isimlerden biri Bostancı. 12 Eylül’ü anlatan iki romanı var: ‘Hayatın Kıyısına Düşen’ ve ‘Işığın Gölgesi’. Zaten çok az ülkücü var yaşadıklarını romana, şiire ve sanata çeviren. Darbenin solcu mağdurları acıları kitaplara yansıtırken ülkücüler susmayı tercih etti.

Bostancı’ya göre, bunun sosyolojik arka planı var. Sağ genellikle taşra, kasaba diyebileceğimiz okur-yazar olmayan bir çevreden geliyordu. Henüz bir dönüşümü yaşamadan kendini olayların içinde buldu. Belki yüksek öğretimle ilk defa tanışan, belki o kalabalık Anadolu ailelerinde ilk kez üniversiteye giden insanlardan müteşekkildi. Dolayısıyla sanatçılarla oturup kalkmayan, okumak yazmak için teşvik edici bir ortamı olmayan bu insanların yaşadığı olayları hikâye etmesi, yazı kültürünün bir parçasına dönüştürmesi hiç kolay olmadı. Bostancı, solcuların 12 Eylül’de yaşadıklarını sanat ve edebiyata yansıtmalarını ise şöyle açıklıyor: “Sol kesimde de taşradan gelen insanlar vardı. Ama bir çekirdeği, sosyetesi vardı. Genellikle Türkiye’nin ‘elitleri’ diyebileceğimiz ve kendilerini bir bakıma Batılı hayat tarzıyla özdeşleştirmiş, laik, seküler bir anlayışla bürokrasi ve iş dünyasında yer etmiş insanlarla bağlantılı bir çevreleri vardı. Dolayısıyla biraz daha okur-yazarlığa açık, biraz daha yazı kültürüyle iç içe olan bir sosyete olarak görebiliriz.” Bostancı’ya göre, solun evrensel tecrübesi de 12 Eylül mağduru solcular için önemli bir kaynak. Güney Amerika edebiyatından tutun Sovyetler Birliği’ne kadar beslenebilecekleri bir evrensel dayanışma alanı, aidiyet hissedebilecekleri bir entelektüel çevre de söz konusuydu. Bu yüzden solun 12 Eylül’de yaşadıklarını dile getirmesi beklenen bir şeydi.

ÜLKÜCÜLERİN DEVLETİ ELEŞTİRMESİ MHP’NİN LÜGATİNE TERS

Aslında sol kesim 12 Eylül’de yaşananları sadece sanat ve edebiyat üzerinden anlatmadı. Aynı zamanda örgütlü bir şekilde Türkiye’nin 12 Eylül’le hesaplaşması gerektiğini yıllardır ifade ediyorlar. Hatta 78 kuşağı, her yıl mitingler, festivaller düzenliyor. Anayasanın geçici 15. maddesinin kaldırılarak darbeci paşaların yargılanmasını talep ediyorlar. Ancak ülkücüler bu kadar hassas bir hesaplaşma içine girmedi. Onlar da en az solcular kadar mağdur olmasına rağmen, sesleri devrimciler kadar çıkmadı. Bostancı, bunun sebebini şöyle özetliyor: “MHP geleneği itibariyle devleti yücelten, kutsal telakki eden bir anlayışa yaslanıyordu. 12 Eylül bir travma oluşturdu MHP’de. Çünkü yüceltilen ve kendilerini de hizmetkârı olarak gördükleri devlet bu defa öz çocuklarını dövmeye başlamıştı. Daha sonra devlete yönelik bir eleştirel okuma süreci başladı. Acaba devlet düşündüğümüz kadar kutsal ve yüce bir varlık olmayabilir mi? Ama bu çok sınırlı bir alanda kaldı. Bir anda ‘devleti eleştirmek hatta devlete karşı hak aramak, 12 Eylül’ü yapanların yargılanmalarını istemek’ gibi fikirler MHP’nin lügatini bütünüyle tersinden okumak anlamına gelecekti.”

Ülkücü camiada 12 Eylül’ün mağdur ettiği isimlerden biri de Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne. Darbeden sonra Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi’nce tutuklandı. ‘Anayasayı değiştirmeye teşebbüs’ suçundan 15 yıl hapis talebiyle yargılandı. O da diğer mağdurlar gibi Mamak Cezaevi’ne gönderildi. Türköne, hapiste kendisine nasıl işkence yapıldığını köşesinde şu cümlelerle anlattı: “Görüş yerindeyim. Karşımda annem. Annemin gözü önünde arkamda bekleyen askerin tekmelerini yiyorum. Bütün hayatım boyunca ölümüne gözümün döndüğü tek an bu andı. Mamak’ta, Dış Kafes’te bir yüzbaşıdan yediğim dayağı hiç unutmadım. Uzun bir tahta copla yarım saate yakın, yani yorulana kadar beni dövmüştü. Bu dayağın sebebini hiç anlayamadım. İç Kafes’te bir gece kaldıktan ve erlerden dayak yemeye devam ettikten sonra, A Blok 4. koğuşta tam bir hafta yattığım yerden kalkamamıştım. Sonrası her gün mutad hale gelen işkencelerdi.” Türköne’ye göre ülkücülerin maruz kaldığı işkenceleri anlatamamasının en önemli gerekçesi aldıkları ‘devlet terbiyesi’. Devleti ayağa düşürmemek için ülkücüler susmayı tercih etti. O dönemde yaşanan ilginç bir olayı da örnek gösteriyor Türköne: “Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’ndan bir heyet Mamak Cezaevi’ni dolaştığı zaman, günlerce işkence gören ülkücüler herhangi bir baskı ve kötü muameleye maruz kalmadıklarını söyledi.” Ancak ülkücülerin artık geçmişten önemli dersler çıkardığını düşünüyor. Bu tespitini şu sözlerle açıklıyor: “12 Eylül döneminde kafes ve hücrelerde işkencelere maruz kalan ülkücülerin tamamı bugün Ergenekon karşıtı. Askerî kurumlar içindeki örgütlenmelerin nasıl cinayetler işleyebileceğini gayet iyi biliyorlar.”

Türköne’ye göre, ülkücülerin mağduriyetini sanat ve edebiyatla dile getirecek çok fazla imkânları yoktu. Prof. Dr. Bostancı da bu görüşte: “Yazılıp çizilenlerin kitlelere ulaşması bakımından sol daha iyi ve daha fazla iletişim araçlarına sahipti. Okur-yazar çevresi, edebi örgütlenmeler, dergiler, basımevleri vs. hesaba kattığınızda solun daha baskın bir şekilde buradan pay aldığını görürüz.”


Prof. Dr. Turan Güven (Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi, merhum Alparslan Türkeş’in çalışma arkadaşı): Solcular, sanat ve edebiyatla 12 Eylül’e isyan etti, ülkücüler darbeyi içselleştirdi


Sağ kesimin tecrübelerini, yaşadıkları acıları bir yazılı belge hâline getirememesinin sebebi düşünce tembelliği. Özellikle ülkücüler ilim ve felsefeye çok yakın durmadı. Kitap okuyan insan sayısı azdı. Bu büyük bir eksiklikti. Mesela rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu, 7 yıl cezaevinde kaldı ve onca işkenceye maruz kaldı ama yazmadı. Sol, genelde eylem içinde olan insan yetiştirdi. Kitap okuyorlardı. 12 Eylül’deki acılarını sanata, şiire, tiyatroya, sinemaya yansıtarak darbeye isyan ettiler. Bence sol kesim daha tutarlı hareket etti. Çünkü ortada insanlık dışı bir muamele vardı ve buna karşı geliyorlardı. Oysa ülkücüler devleti kutsadıkları için kendisine yapılanları içselleştirdi. Bu yüzden büyük bir travma yaşadılar.


http://www.aksiyon.com.tr/detaylar.do?l ... link=24942
_______________________________________

Aksiyon Dergisi'nin Eylül Sayısından beğendiğim bir bölüm..

Peki''Sizce Dar Ağacında Üç Fidanlar''' ekonomik rant sağlamak amacıyla mı yazıldı?

Mümtaz'er Türköne: “Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’ndan bir heyet Mamak Cezaevi’ni dolaştığı zaman, günlerce işkence gören ülkücüler herhangi bir baskı ve kötü muameleye maruz kalmadıklarını söyledi.”
Devleti bu derece kutsallaştırmak,Devleti'nin kendisine yaptığı zulmü Devlet'in adı kötülenmesin diye inkar etmek sizce ne derece doğru?Bu kesim niçin mağduriyeti'ni yayınlamadı,Muhsin Yazıcıoğlu'nun yazdığı ''Beton Çok Soğuk Üşüyorum'' adlı şiiri 25 sene neden açığa çıkmadı?

Beton Çok Üşüyorum'un 25 sene sonra öğrenilmesi şaşılası bir durum değil mi?Avrupa İnsan Haklarından gelen Müfettişlere hapishanede ''Devleti Küçük düşmesin'' diye Yara izlerini saklayanlar,Kanlarını temizleyenlerin Samimiyeti ve Temizliği bellidir.
Yoksa Dar ağaçlarında Ne Yiğitler vardır ki uğruna yüzlerce kitaplar yazılacak.''Allah Devlete ve Millete zeval vermesin'' diye son namazından sonra başı dimdik idama giden Yiğitleri unutmak ne mümkün..

Bu platformu, intikam almak için,kendi doğrularını dayatmak için kullanmak, hem usulen ve hemde ahlaken yanlıştır.

Lütfen anlamadıklarımıza değil, anlamak istemediklerimize daha ayrıntılı bir şekilde bakalım. Görmek istediğimizi değil, gördüğümüzü anlamaya çalışalım.

Geçmişte yaşanmış nice yiğitliklere ve serdengeçtilere selam olsun.

_________________
Yaşamıma Anlam ve Boyut Katan İKİ Şey.. Biri TüRK olmam İkincisi Türkçe konuşmamdır..Eğer bu bir hastalıksa; Türk Milleti gibi 2000 yıllık geçmişi olan bir millet, ırk olmadığı için bu hastalıkla ölmeyi tercih eder, çocuklarıma ve çevreme bu hastalığı yaymayı bir borç bilirim..


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Ülkücülerden zırvalamalar!
MesajGönderilme zamanı: Sal Tem 06, 2010 8:37 pm 
Çevrimdışı
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Çrş Eyl 17, 2008 3:38 pm
Mesajlar: 375
Vatan sevgisi imandandır.........
(Hadisi Şerif)

İHANET EDENLERE İBRET OLSUN

Bir Gün Yavuz Sultan Selim pazarın birini gezmeye karar verir ve saka kuşlarının satıldığı bir tezgaha yönelir.Bütün sakalar 1 altındır fakat bir tanesi ayrı bir kafes içinde ve 50 altındır.Yavuz Sultan Selim sorar:
-Bunlar 1 altın da bu neden 50 altın?
Satıcı:
-Hünkarım 50 altınlık olan ötüşüyle diğer saka kuşlarını kendine çeker ve yakalanmalarını sağlar.
Yavuz Sultan Selim 100 altını çıkarıp adama verir ve'ver o kuşu bana' der.Herkes şaşkınlık içinde napacak acaba koca padişah bi saka kuşunu diye düşünürken Yavuz Sultan Selim kuşun kafasını tuttuğu gibi gövdesinden ayırıverir ve der ki:
-KENDİ IRKINA İHANET EDENİN SONU BUDUR!!!!!



ARKADASLAR SIZ NELERDEN BAHSEDIYONUZ KIMSINIZ NECISIZ HANGI ULKENIN VATANDASISINIZ ?????? :evil: :evil: :evil:

_________________
Mal kaybeden, birşey kaybetmistir, onurunu kaybeden birçok şey kaybetmiştir. Fakat cesaretini kaybeden herşeyini kaybetmistir.


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Ülkücülerden zırvalamalar!
MesajGönderilme zamanı: Pzt Tem 12, 2010 8:42 pm 
Çevrimdışı
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye

Kayıt: Sal Nis 21, 2009 8:40 am
Mesajlar: 132
efendy yazdı:
Vatan sevgisi imandandır.........
(Hadisi Şerif)

İHANET EDENLERE İBRET OLSUN

Bir Gün Yavuz Sultan Selim pazarın birini gezmeye karar verir ve saka kuşlarının satıldığı bir tezgaha yönelir.Bütün sakalar 1 altındır fakat bir tanesi ayrı bir kafes içinde ve 50 altındır.Yavuz Sultan Selim sorar:
-Bunlar 1 altın da bu neden 50 altın?
Satıcı:
-Hünkarım 50 altınlık olan ötüşüyle diğer saka kuşlarını kendine çeker ve yakalanmalarını sağlar.
Yavuz Sultan Selim 100 altını çıkarıp adama verir ve'ver o kuşu bana' der.Herkes şaşkınlık içinde napacak acaba koca padişah bi saka kuşunu diye düşünürken Yavuz Sultan Selim kuşun kafasını tuttuğu gibi gövdesinden ayırıverir ve der ki:
-KENDİ IRKINA İHANET EDENİN SONU BUDUR!!!!!



ARKADASLAR SIZ NELERDEN BAHSEDIYONUZ KIMSINIZ NECISIZ HANGI ULKENIN VATANDASISINIZ ?????? :evil: :evil: :evil:


Bir kişinin doğup büyüdüğü vatanını sevmemesi mümkün mü? Ama iyi yönetilmediği ve ayrımcılık yapıldığı için herkesin itiraz hakkı var. Bunu sesli olarak belirten iyi niyetli kişilere de kimsenin. Tabidir ki, kişilerin de doğup büyüdükleri, kaynaklarını kullandıkları vatanlarına karşı sadık olmaları beklenir. Eğer yönetimler, devlet yerine vatandaşa hizmet odaklı çalışmış olsalar, memnuniyet artacak, böyle sloganlara da ihtiyaç olmayacaktır. Refah içinde yaşayan toplumlar, itiraz edecekleri, hak arayacakları bir konu bulamazlar.

Burada yönetimlerin ve vatandaşların, sorunların çözümü için el ele iyi niyetli çalışma yapmaları beklenir. Eğer bu taraflar isteklere kulak tıkarlarsa, sorunlar daha da büyür. Bundan ise kimse kazançlı çıkamaz.

Ülke sevilmezmi. Burada doğmuşsun, büyümüşsün, ekmeğini yemişsin. Aslında sevilmeyen nedir. Yönetenini sevmezsin. Muhtarını sevmezsin, komşunu sevmezsin, yapılan hizmeti sevmezsin, çöpçünü sevmeszin. Ama yurdunu seversin. Toprağını seversin, Ahmet amcayı, Ayşe teyzeyi (komşulardan) seversin. Kitaplarını, sinamalarını, parklarını seversin.

Göktürk imparatoru Bilge Kagan'dan gelen gelenek ile Atilla, Cengiz ,Timur gibi Moğol kırması barbarların taşıdığı gelenek arasında farklılık vardır.

Bilge Kagan kuşatıcı idi. Savaşta yendiklerini asla öldürmezdi. Bilge Kagan'ın devamı olan Selçuklu sultanları ve Osmanlı sultanları aynı yolu izlemişti. Diğer Moğol damarı ise zalimlikleri ile dünyaya korku salmışlardı. Müsluman Oğuz boylarını Orta Asya'dan Anadoluya süren bir bakıma bizlere o toprakları terkettirenler de bu boylardı.

YANİ KISACASI ;

YA SEVECEKLER YADA TERKEDECEKLER!

Resim

_________________
Yaşamıma Anlam ve Boyut Katan İKİ Şey.. Biri TüRK olmam İkincisi Türkçe konuşmamdır..Eğer bu bir hastalıksa; Türk Milleti gibi 2000 yıllık geçmişi olan bir millet, ırk olmadığı için bu hastalıkla ölmeyi tercih eder, çocuklarıma ve çevreme bu hastalığı yaymayı bir borç bilirim..


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Ülkücülerden zırvalamalar!
MesajGönderilme zamanı: Cum Tem 16, 2010 7:03 pm 
Çevrimdışı
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye

Kayıt: Sal Nis 21, 2009 8:40 am
Mesajlar: 132
"Hiç bir ülke yoktur ki, kendi içerisinde bizim kadar hain yetiştirebilsin" İsmet İNÖNÜ

_________________
Yaşamıma Anlam ve Boyut Katan İKİ Şey.. Biri TüRK olmam İkincisi Türkçe konuşmamdır..Eğer bu bir hastalıksa; Türk Milleti gibi 2000 yıllık geçmişi olan bir millet, ırk olmadığı için bu hastalıkla ölmeyi tercih eder, çocuklarıma ve çevreme bu hastalığı yaymayı bir borç bilirim..


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Ülkücülerden zırvalamalar!
MesajGönderilme zamanı: Cum Tem 16, 2010 7:12 pm 
Çevrimdışı
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye

Kayıt: Sal Nis 21, 2009 8:40 am
Mesajlar: 132
'Özel orduda ülkücü bıyığa yer yok'

Özel orduda ülkücü bıyığa yer yok

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik'in benzetmesi, MHP'lileri çok kızdıracak!..

Özel ordu tartışmaları tam gaz sürerken, AK Parti'li Hüseyin Çelik'in dün Habertürk ekranlarında söylediği söz gündeme adeta bomba gibi düştü. Çelik, özel orduyu tarif ederken, İbrahim Şahin ve ekibini yerden yere vurması dikkat çekerken, MHP'lilerle ilgili sözleri ülkücü camiayı adeta ayağa kaldırdı. Programda öncelikle Kafes Eylem Planı'ndan dolayı yargılanan askerlerle gili konuya değinen Çelik bu konuda da ilginç sözler söyledi. Çelik, Poyrazköy soruşturmasının sanığı Albay Ali Türkşen'in mahkemede "Kardak'a çıkarma yaparken hücum bota mazot almak için kredi kartını kullandım" diyerek mahkeme heyetine ödemenin faturasını ibraz etmesiyle ilgili şunları söyledi:

KARDAK'TA KAHRAMAN OLDU DİYE SUÇ İŞLEME İMTİYAZI OLAMAZ
"Kardak dediğin bir kayaydı. Biz orada çok büyüttük meseleyi, nitekim Clinton sonradan bizimle alay etti o meselede. Detayını bilmiyorum ama varsayın ki orada çok büyük kahramanlıklara imza atıldı. Bu onlara suç işleme imtiyazı vermez. Dolayısıyla şapla şekeri birbirine karıştırmamamız lazım. 'Sen Kardak’a giderken mazot parasını kredi kartınla neden ödedin?' diye kimse hesaba kitaba çekilmiyor."

SARKIK BIYIKLI, MHP MİLİTANI GÖRÜNTÜSÜ OLANLAR OLMAYACAK
Hüseyin Çelik Ünsal Ünlü'nün "Oluşturulacak Özel Kuvvetler asker içinde mi polis içinde mi olacak?" sorusunu ise şöyle yanıtladı:

"Ben bu işin uzmanı değilim. Asker içinde mi olmalı ordu içinde mi olmalı bilemem ama Doğu’da faili meçhullere imza atmış (Ben devlet adına kurşun sıkıyorum, millet adına kurşun sıkıyorum) diyen zihniyet olmayacak. İşkenceyle alakası olmayacak. Özel Harekat Timleri içinde çok yanlış adamlar vardı. Bıyıkları aşağıya doğru sarkık, tipik MHP militanı görüntüsü veren insanlar vardı. Ellerinde uzun namlulu silahlar, özel arabalarla gezen. O insanların yanlış davranışları bölge halkı üzerinde müthiş olumsuz etki yarattı ve bölge halkından bir çok insanı pkk’nın safına itti. Bunun farkında olmalı, yapılan yanlışları çok iyi analiz etmeliyiz. Daha sonra atılacak adımlarda bunlar göz ardı edilmemeli.

http://www.aksam.com.tr/2010/07/16/habe ... r_yok.html


Şimdi bu açıklamanın amacı nedir ya da mantığı nedir?? Yani çok saçma bir durum çıkıyor ortaya. Sanki sırf tartışma yaratmak için yapılmış bir açıklama. Özel ordu gündeme gelir gelmez MHP' liler ''Askerler ülkücü bıyığı bıraksın'' gibi bir taleptemi bulundular da bu açıklamaya ihtiyaç duyuldu? Genel bir tanım yapsa (Ki o da lüzumsuz bence) ''Özel orduda sakal, bıyık ve benzeri aksesuarlar olmayacak, normal ordumuzdaki yönetmeliğin aynısı uygulanacak'' falan dese yine anlarım.

Dip not:Kesinlikle Ülkücü değilim!!!

_________________
Yaşamıma Anlam ve Boyut Katan İKİ Şey.. Biri TüRK olmam İkincisi Türkçe konuşmamdır..Eğer bu bir hastalıksa; Türk Milleti gibi 2000 yıllık geçmişi olan bir millet, ırk olmadığı için bu hastalıkla ölmeyi tercih eder, çocuklarıma ve çevreme bu hastalığı yaymayı bir borç bilirim..


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Ülkücülerden zırvalamalar!
MesajGönderilme zamanı: Cum Tem 23, 2010 9:08 pm 
Çevrimdışı
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye

Kayıt: Sal Nis 21, 2009 8:40 am
Mesajlar: 132
Siyasi şov yapmak amaçlı değil,cuntayla Milliyetçiliği yanyana getiren,Milliyetçilerin ve solcuların ödedikleri bedelleri görmezden gelip,canı neredeyse hiç yanmayan ama ortalığı her fırsatta ayağa kaldıran kesime cevap vermek amacıyla oluşturdum.
Mustafa Pehlivanoğlu,Ankara'nın balgat semtinde oturuyor olup 22 yaşındaydı. Ülkücülük suçundan ceza evine girmiş ve idam cezasına mahkum edilmişti. Mamak askeri Cezaevi'nde yatarken bir fırsatını bularak kaçmayı başardıysa da kısa bir müddet sonra tekrar yakalandı. 12 eylül cuntası tarafından idam edilmesi için verilen emir,7 Ekim 1980 tarihinde Ankara merkez kapalı Cezaevi'nde yerine getirildi ve sabahın erken saatlerinde asılmak suretiyle şehit edildi. Cenazesi Ankara Karşıyaka Mezarlığına defnedildi.

Mustafa Pehlivanoğlu'nın anne ve babasına yazdığı son mektup:

Alıntı:
Sevgili anneciğim ve babacığım sizler beni bu yaşa kadar büyüttünüz ve yetiştirdiniz. Benim sizlere karşı işlemiş olduğum hataları ve suçlarımı affedin. Hakkınızı helal edin.

Ben sizlerin bir evladınız olarak bugüne kadar Cenab-ı Hakkın ve Onun Resulünün Yüce Peygamberimizin yolundan ayrılmadım. Alın yazımız böyle yazılmış. Kader ne ise onu çekeceğiz. Ben de kardeşim Haydar gibi bir an önce Allah'ın huzuruna çıkacağım. Eğer benim günahım varsa Cenab-ı Allah'ın huzurunda çekmeye hazırım.

Yok bir yanlışlık sonucu ölümüme karar verenler idam edenler Allah'tan bulsunlar. Şunu hiç bir zaman unutmasınlar ki Mustafa'lar ölür Allah davası ölmez milliyetçilik yaşar.

Kellemi verdiğim bu yolun zaferi yakındır. Zafer her zaman Allah'a inananlarındır. Bunun için hiç üzülmeyin. Cenazemin arkasından ağlamayın günahtır. Sizden ricam ağlamayın.

Anne sizlerle helalleşmek isterdim fakat olmadı. Hakkım varsa hepinize helal olsun siz de helal edin.

Son olarak abime yengeme yiyenime bacıma selam eder haklarını helal etmelerini dilerim. Nişanlıma da selam eder Cenab-ı Allah'ın mutlu bir yuva kurması için ona yardımcı olmasını dilerim.

Oğlunuz Mustafa
7 Ekim 1980

Devrimcileri tavlamak için Erdal Eren'e ağlarlar,
Ülkücüleri tavlamak için Mustafa Pehlivanoğlu'na ağlarlar,
Dindarları tavlamak için Filistin'e ağlarlar.

Ama kazanılmış haklarını ellerinden aldıkları yetmiyormuş gibi meydanlara çıktılarında gaz bombası atıp terörist ilan ettikleri işçilere, "hamdolsun" diye, "beş yıldızlı oteller şimdi ucuz" diye dalga geçtikleri işsizleri, memurları, emeklilere, açılım saçılım diye teröristleri taviz vererek kemiklerini sızlattıkları şehitlere ağlarlar mı, orası meçhul.

Her iki görüşten gençlere de Allah rahmet eylesin diyor,genç yaşta hayata veda etmek zorunda kalan bu gençler için üzüldüğümü belirtmek istiyorum.

_________________
Yaşamıma Anlam ve Boyut Katan İKİ Şey.. Biri TüRK olmam İkincisi Türkçe konuşmamdır..Eğer bu bir hastalıksa; Türk Milleti gibi 2000 yıllık geçmişi olan bir millet, ırk olmadığı için bu hastalıkla ölmeyi tercih eder, çocuklarıma ve çevreme bu hastalığı yaymayı bir borç bilirim..


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Ülkücülerden zırvalamalar!
MesajGönderilme zamanı: Cum Tem 23, 2010 10:17 pm 
Çevrimdışı
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Çrş Eyl 17, 2008 3:38 pm
Mesajlar: 375
genç yaşta hayata veda etmek zorunda kalan bu gençler için üzüldüğümü belirtmek istiyorum.



IRA ARKADASIM SIZ AKLI BASINDA BIR INSANSINIZ,
YUKARIDA YAZDIGINIZ CUMLELERI BIRAZ DAHA ACMANIZI ISTESEM LUTFEN,
Saygilarimla.

_________________
Mal kaybeden, birşey kaybetmistir, onurunu kaybeden birçok şey kaybetmiştir. Fakat cesaretini kaybeden herşeyini kaybetmistir.


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Ülkücülerden zırvalamalar!
MesajGönderilme zamanı: Cmt Tem 24, 2010 5:39 pm 
Çevrimdışı
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye

Kayıt: Sal Nis 21, 2009 8:40 am
Mesajlar: 132
efendy yazdı:
genç yaşta hayata veda etmek zorunda kalan bu gençler için üzüldüğümü belirtmek istiyorum.



IRA ARKADASIM SIZ AKLI BASINDA BIR INSANSINIZ,
YUKARIDA YAZDIGINIZ CUMLELERI BIRAZ DAHA ACMANIZI ISTESEM LUTFEN,
Saygilarimla.


Samimi ülkücülere hiçbir lafım yok.Ama orayı sırf arkam olsun v.s olarak kullananda çok sen benden daha iyi bilirsin? (Şimdi burada birileri saçmayabilir ''Mustafa'lar ölür Allah davası ölmez,Milliyetçilik yaşar kısmına bir ad kulp takabilirler Mustafa'nın bahsettiği Allah Davası İlay-ı Kelimetullah Davası'dır,Mustafa'nın anlayışındaki Milliyetçilik Nizamı Alem Ülkücülüğü,Türk-İslam davası'dır.Necip Fazıl'dan,Seyyid Ahmet Arvasi'ye bu dava'nın yılmaz bekçiliğini yapmış birçok aydın vardır.Ülkücü:İdealist,Hedefi olan belirli bir gaye için çalışan demektir)

Fikir ve Görüşleri uğruna idam cezası ile cezalandırılan dönemin bütün ''Fikir Suçluları'' şerefli'dir benim gözümde.

_________________
Yaşamıma Anlam ve Boyut Katan İKİ Şey.. Biri TüRK olmam İkincisi Türkçe konuşmamdır..Eğer bu bir hastalıksa; Türk Milleti gibi 2000 yıllık geçmişi olan bir millet, ırk olmadığı için bu hastalıkla ölmeyi tercih eder, çocuklarıma ve çevreme bu hastalığı yaymayı bir borç bilirim..


Başa Dön
 Profil  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 11 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group
Style based on FI Subsilver by phpBBservice.nl

RUSYADAYIZ.biz Rusya Portalı: http://www.rusyadayiz.biz/
phpBB SEO